(via biridedemiyoki)
çiçek bile inanç ve sevgiyle büyür. inanmadığınız hiçbir sevgiyi büyütmeyin.
(via biridedemiyoki)
merkezi çevirdek sıcaklığı yaklaşık olarak +300 derece iken yüzey sıcaklığı -500 derecelere kadar düşüyor.. içi yanarken birine bir şey yansıtmıyor.
çiçek bile inanç ve sevgiyle büyür. inanmadığınız hiçbir sevgiyi büyütmeyin.
meselâ çemberin tam ortasında kalabilmen için önce etrafında bir çemberin olması gerekir servet, senin etrafında kimseler yoktu ama bu kadar şeyin ortasında kaldın.
büyükannem ben ufakken hep “âh asude’m iki şeye çare yok. bir ölüme, diğerini de büyüyünce öğrenirsin” derdi. geçen yine konuşuyorduk, “bir ölüme bir de sevmeyene çare yok değil mi büyükanne?” dedim. kırık bir gülümsemeyle “büyümüşsün” dedi.
(via karanlikvesen)
“İyi ki geçtin dünyadan, iyi ki beni, seni tanımama felaketinden kurtardın…”
(via piyanokokusu)
Kusursuzluğu unutun.
Her şeyde bir çatlak vardır, ışık içeri böyle girer.
Aralıksız iki yıldır, haftada en az iki üç kez kesinlikle aklıma düştü bu yazı. Çok aradım. Ve tekrar ancak bulabildim. Çok seviyorum. Çok seviyorum.
Bir adam anlatıyor ve bir avukat dinliyor: Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim… Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.
Karım, her evlilik yıl dönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, “Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri” derdi.
Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı. 97'nin bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece “Biliyorum” dedi.
İzmir'e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine… Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.
A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım “Arkasına bak” yazmaya filan niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyor musunuz, her birinin arkasından bir mektup çıktı. Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı.
1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden şu sözler çıktı,
“14 Mart 1997/ Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı, söylemene gerek yok, biliyorum…” 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. İçim acıyor şimdi. Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor. Sadece paylaşmak istedim. Sana boş gözlerle bakıp seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et. Çünkü; aşk sessiz, sevgi dilsizdir. Gerçekten de hissediliyor, yanında yakınında olmasa bile, kilometrelerce uzağında olsa bile, sevmesini bildikten sonra varlığı da yokluğu da hissedilebiliyor.